Nesra Xelil: Türkiye’deki kadınların sesi her yerden duyulmalı

  • 09:02 30 Mart 2021
  • Güncel
Dîcle Demhat
 
KOBANÊ - Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini değerlendiren, Fırat Bölgesi Adalet Meclisi Eşbaşkanı Nesra Xelil, Türkiye’de yükselen kadın mücadelesi ile dayanışma içinde olacaklarını söyleyerek, “Türkiye’deki kadınların sesi artık her yerde duyulmalı, eylemlerine sahip çıkılmalıdır” dedi.
 
Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani kamuoyunda bilinen adı ile İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart gece yarısı çekilen Türkiye’ye karşı tepkiler gelmeye devam ediyor. Türkiyeli kadınlar, kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından kesintisiz eylem kararı alarak tüm kentlerde sokağa çıktı. Sosyal medya üzerinden de #İstanbulsözleşmesibiziz etiketi ile kampanya yürütülüyor. 
 
Dünya kadın mücadelesine öncülük eden Rojava’da, hazırlanan toplumsal sözleşmeler, kurulan kadın kurumları, eşbaşkanlık sistemi, özgün kadın ordulaşması ile kadının her alanda hayata aktif katılımı sağlandı.  Tüm farklılıkları ile kadınların bir arada mücadele verdiği Kuzey ve Doğu Suriye 
Fırat Bölgesi Adalet Meclisi Eşbaşkanı Nesra Xelil, dünyanın neresinde bir kadın şiddet görüyorsa onunla dayanışma içinde olacaklarını vurgulayarak, Türkiye'deki kadınların eylemlerine sahip çıkacaklarını belirtti.
 
‘Türkiye’de sözleşme hiç uygulanmadı’
 
Sözleşmenin ilk imzacısının Türkiye olduğunu hatırlatan Nesra, “Sözleşmenin maddelerine göre ev içi şiddet 'fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik', tecavüz, zorla evlendirme ve töre, din veya namus adı altında kadına yönelik yapılacak herhangi bir şiddetin gerekçesi olmayacağını bu temelde suçlunun ceza alması gerektiği vurgulanıyor. Bu sözleşmeyi imzalayan devletlerin sözleşmeye göre kanunlarını ele almaları ve bu temelde yaşamda kadın haklarını savunması gerektiği her ne kadar söylenilmiş olsa da maalesef sözleşmenin gereğine uygun davranmayan ilk devlet, sözleşmeyi ilk imzalayan Türkiye olmuştur. Türkiye sadece sözde kadın haklarını ve sözleşmeye uygun davrandığını her ne kadar dile getirse de maalesef ki pratikte bu olmadı. Uluslararası raporlara baktığımızda kadına yönelik şiddet oranının yüksek olduğu ve dünya genelinde ilk sıralarda yer alan devletlerden biri de Türkiye’dir” diye belirtti.
 
‘Amaç kadınları yeniden eve kapatmaktır’
 
Türkiye’nin uzun zamandır sözleşmeden çekilmeyi tartıştığını kaydeden Nesra,  “Türkiye devleti sistemini daha çok din üzerinden yürüttüğünden sözleşme Türkiye’de tartışma konusu oldu. Yürütülen din siyaseti de çıkarları gereğidir. Sırf kadınlar yaşamın rengi olmasın diye bu sözleşme uzun bir dönem gündemde kaldı. Şu an yaşamın rengi olan kadınları tekrardan kapatmak yaşamdaki renklerini soldurmak için bir gecede de İstanbul Sözleşmesi bir kişinin kararıyla feshedildi. Bakanlar kurulunun onayıyla kabul edilen bir sözleşmenin, tek iktidarlı devlet zihniyetini yürüten sözde Cumhurbaşkanı denilen bir kişinin eliyle feshi kabul edilemez” dedi.
 
‘Devlet kadının öz gücünden korkuyor’
 
Yasalarda düzelme olsa dahi Türkiye’de yasaların uygulanmadığını vurgulayan Nesra, yasaların ve söylemlerin sadece göstermelik olduğunu belirtti. Kadınların, ev, iş yeri, sokak gibi birçok alanda şiddete maruz kaldığının, katledildiğinin altını çizen Nesra, kadınların koruma taleplerinin ise sonuçsuz kaldığını ve mahkemelerin tutumunun da erkeği korumaktan yana olduğunu ifade ederek, “Erdoğan’ın yaptığı konuşmalara bakıldığında aslında Türkiye’de kanunların neden çiğnendiği görülmekte. Bir Cumhurbaşkanı çocuk yaşta evliliği, bir ailenin kaç çocuk yapması gerektiğini, kadının kıyafetini, yürüyüşünü konuşursa, mutlaka o sistemde kadına yönelik şiddette artar. Kadın kurumları ve örgütlerinin hedef alınması da aslında bir kanunsuzluktur. Eğer Türkiye’de kadına yönelik bir saldırı varsa ve kadın hep gündemdeyse demek oluyor ki devlet kendi çıkarları için ya kadını kullanmakta ya da kadının öz gücünden korkmaktadır. Bir sistemde kadın haklarına yer verilmez ya da görmezden gelinirse, kadınlar hiçbir şekilde korunamaz her türlü şiddet eğilimleri yürütülecektir. Kadınları korumak ve yaşamın rengini korumak için her devlet başta Türkiye devleti kadın hakları gereği kanunlarını gözden geçirmelidir” şeklinde konuştu.
 
‘Türkiye’deki kadınların sesi artık duyulmalı’
 
Türkiye’de kadınların verdiği mücadelenin kıymetli olduğunu belirten,Nesra,  “Türkiye’de kayıp olan, tecavüze uğrayan, taciz edilen, sokak ortasında dayak yiyen, ölümle tehdit edilen ve öldürülen kadınların sayısı o kadar artmış ki, suçlular ise elini kolunu sallayarak dışarıda dolanmakta. Aynı şiddet cezaevlerinde de siyasi tutsaklara yönelik yapılmakta. Çiçek Kobanê’ye verilen ceza da hukuksuzluktur. Bugün bu suçların karşında durmak, Türkiye’de yaşananlara dur demek, kadının yaşamın rengi olduğu, kendi kararımı kendim verebilirim diye bilmek için, bugün Türkiye’nin her ilinde kadın hareketleri öncülüğünde yürüyüşler eylemler yapılmakta. Sözleşme kaldırıldığı gün aslında kadının yaşam tehlikesi Türkiye’de daha da arttı. Biz Kuzey ve Doğu Suriye kadınları ve Adalet Bakanlığı olarak sadece buradaki kadınlar için değil, dünya genelinde nerde olursa olsun adaletsizliğe ve şiddete uğramış bütün kadınların sesi olacağız. Bu temelde Türkiye’deki kadınların sesi artık her yerde duyulmalı, eylemlerine sahip çıkılmalıdır” sözlerine yer verdi.