Kobanê Devrimi’ne yolculuk yapan umutlar: Sımsıkı sarıldık

  • 09:01 20 Temmuz 2021
  • Güncel
Sena Dolar
 
İSTANBUL - Suruç’ta 33 düş yolcusunun katledildiği DAİŞ saldırısından yaralı olarak kurtulan Ümmühan Özdemir, katliama ilişkin “Suruç, AKP'nin ülkeyi katliam, siyasi suikast, gözaltında kaybetme saldırıları ile yönetmeye başladığı bir sürecin başlangıcıdır” diyor ve yaşamını yitiren tüm yoldaşlarına “umutlarına sahip çıkacağı” sözünü yineliyor.
 
DAİŞ saldırılarının ardından Kobanê’nin yeniden inşasına katılmak ve çocuklara oyuncak götürmek üzere Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde Urfa’nın Suruç ilçesine giden gençlere yönelik 20 Temmuz 2015’te DAİŞ tarafından gerçekleştirilen saldırıda 33 genç katledildi, 100’den fazla kişi ise yaralandı. Katliamdan sonraki süreç ise adeta Suruç’un devamı niteliğinde gelişti. Devlet-yargı, katilleri yargılamak yerine, adalet isteyen Suruç ailelerine, saldırıdan yaralı kurtulanlara işkence etti, gözaltına aldı, tutukladı.
 
Dava dosyasının tek tutuklu sanığı olan ve bugüne dek mahkeme salonuna getirilmeyen Yakup Şahin’nin 27 Mayıs günü görülen duruşmasında mütalaa okundu ve 34 kez ağırlatılmış müebbet hapis cezası istendi. Faile arka çıkan mahkeme heyeti, duruşma tarihi olarak 29 Eylül’ü belirledi.
 
Suruç’a giden ve katliamdan yaralı olarak kurtulan  Ümmühan Özdemir ile Suruç Katliamı’nı ve yıllardır gelmeyen adaleti konuştuk.
 
* Kobanê’ye yolculuğunuzun amaçlarından biri de orada bulunan çocuklara ulaşabilmekti. Sizin için bu amaç neden önemliydi?
 
Çocukların kaderi hiçbir zaman değişmez değil mi? En masum olanlar olarak her acıya maruz kalırlar. Savaşın ortasında kalmış sana bakan bir çift göz, gülmeye, eğlenmeye, yeşerecek küçücük bir umuda hasret. Aslında çalışmalara katıldığım ilk süreçte Kobanê’de tam olarak neler yaşandığını bilmiyordum. Sonrasında okuduklarım, gördüklerim içimi ürpertti. Bombalarla yerle bir olmuş bir şehir, yaşam mücadelesi veren, sessiz kalmayarak yaralarını sarmaya çalışan bir halk. En önemlilerinden birisi ise sessiz çığlıklar atan çocuklar. Neden önemliydi peki orada olmak? Sana bakan bir çift göz demiştim ya, o bakışları hala unutamıyorum, acının en derin halini yaşamalarına rağmen buruk şekilde gülümseyen gözleriyle hala yanı başımızdalar. Orda olmalı o gülümsemeleri büyütmeli, yalnız olmadıklarını hissettirmeliydim. Bunun dışında elbette ki IŞİD barbarları tarafından yerle bir edilmiş bir kentin, yeniden inşası için orada olmalıydım. Bir nebze de olsa yaralarına dokunabilme hissi, muazzam heyecan vericiydi.
 
“Yaklaşık 10 yıllık bir vosvos koleksiyonum vardı. Kimsenin dokunmasına dahi izin vermezken tek solukta yerleştirdim çantama. Onlar artık sahiplerine gideceği günü bekliyordu. Zaman yolculuk zamanı ve hepimiz çok heyecanlıydık”
 
*  Suruç’ta 20 Temmuz 2015’te 33 düş yolcusu DAİŞ’in patlattığı bomba ile yaşamını yitirdi. Siz de o gün oradaydınız. Hem Suruç’a gelmeden önceki atmosferi hem de o günü anlatır mısınız? Öncesi ve sonrası neler oldu?
 
Tam olarak nasıl ve nereden başlamalıyım bilmiyorum. Kobanê’ye gitme kararım netleştiği andan itibaren bulunduğum alanda hızlıca çalışmalara katıldım. Öncelikle neler yapılacağına dair bilgileri toparladık. Kobanê’ye gidecek, bir hatıra ormanı yapacak ve direnişte şehit düşmüş herkesin isimlerini verecektik. Kütüphane kurulacak, çocuk parkı yapılacak, yıkılan bir savaş müzesinin yeniden inşasında yer alacak ve merkezdeki enkaz temizleme çalışmalarına katılım sağlayacaktık. Yapılması planlanan işlerimiz çok fazlaydı, fakat zaman aralığımız dardı. Keşke daha uzun kalabilecek bir durum olsa diyorduk. Ben sürecin başından itibaren park yapımında olmayı hayal etmiştim, çocuklarla zaman geçirecek, oyuncaklar dağıtacaktım.
 
Zaman yolculuk zamanı…
 
Yaklaşık 10 yıllık bir vosvos koleksiyonum vardı. Kimsenin dokunmasına dahi izin vermezken tek solukta yerleştirdim çantama. Onlar artık sahiplerine gideceği günü bekliyordu. Aynı zamanda park için kullanılacak salıncak ve benzeri malzemeleri toparladık, zaman daraldıkça heyecanımız da katbekat artıyordu. Geriye son 3 gün kala toparlanan tüm eşyaları paketlemek için buluştuk; Ezgi, Polen, Büşra, Ece ve Cemil abi şu an hatırladığım yoldaşlarım. En güzel geçen zamanlarımızdı o anlar. Zaman yolculuk zamanı ve hepimiz çok heyecanlıydık. Hepimiz yerlerimizi almıştık, artık son saatler diyorduk. İlk kez birbirimizi gördüğümüz halde kısa sürede kaynaşmıştık, sanki herkes birbirini çok daha önceden tanıyor gibi. Yol boyunca sürekli sohbet ediyor, şarkılar marşlar söylüyorduk.
 
“ ‘Arîn’den Sibel’e yürüyoruz zafere’ sloganını atmaya başladık. Sloganın son kısmı tekrarlanırken bir ses geldi. İstemsizce o yöne doğru dönsem de anlayamadım. Ne kadar süre geçti aradan, ne zaman ayağa kalktım bilmiyorum. Ayağa kalktığımda biri koluma girerek ‘Yoldaş gel yüzünü yıkayalım kan içindesin’ dedi. Etraf puslu ve keskin bir yanık kokusu vardı. Banyoya girdiğimde etrafımda olan arkadaşların paniği ve yüzümdeki kanla önce irkildim, sonra bahçeye geri gittiğimde asıl faciayla yüz yüze kaldım…”
 
Herkes aynı heyecanı, aynı duyguyu yaşıyordu. Otobüste formlar dağıtılmaya başlandığında ayrı bir heyecan kapladı. Çağla doktor olduğu için elbette hastane çalışmasında olacaktı, Gökçe ise öğretmen. Onun da çocuklarla daha yakından ilgilenmesi gerekiyordu. Bir anda birbirimize baktık ve aynı şeyleri seçelim dedik, hastane ve çocuk parkı. Tüm bölgeden gelenlerle Amara Kültür Merkezi’nde buluşacaktık. Önce sıkıca sarıldık selamlaştık, ardından kahvaltı hazırlığına giriştik. Biz kahvaltımızı yaparken diğer bölgelerden gelişler başladı, kahvaltısını yapanlar yeni gelen yoldaşlar için hızlıca hazırlık yapıyordu. Aslında kolektif çalışma hemen başlamıştı bile. Kahvaltı sonrası sohbetler koyulaştı, herkes birbiriyle kaynaştı, bir süre sonra işlemler için kimlik fotokopilerimiz toplandı, Valiliğe gidilecek izinler alınacaktı. Görüşme sonrası açıklama yapmak ve bilgi vermek için bahçenin ön kısmına çağrı yapıldı. Basın açıklaması bittiğinde kadınlar olarak  “Arîn’den Sibel’e yürüyoruz zafere” sloganını atmaya başladık, herkes eşlik ediyordu. Sloganın son kısmı tekrarlanırken bir ses geldi. İstemsizce o yöne doğru dönsem de anlayamadım. Ne kadar süre geçti aradan, ne zaman ayağa kalktım bilmiyorum. Ayağa kalktığımda biri koluma girerek ‘Yoldaş gel yüzünü yıkayalım kan içindesin’ dedi. Hala ne olduğunu anlamış değildim. Etraf puslu ve keskin bir yanık kokusu vardı. Kulağımdaki yoğun uğultu sesi bir türlü gitmemişti. Banyoya girdiğimde etrafımda olan yoldaş ve arkadaşların paniği ve yüzümde gördüğüm kanla önce irkildim, bir süre sonra bahçeye geri gittiğimde asıl faciayla yüz yüze kaldım. Şoktan sanırım ne olduğunu anlamadan yerde yatan yoldaşlarımın arasında bir süre dolaştım sonra yere yığıldım tekrar. Birileri bomba patladı diye bağırıyordu, duyuyor ama konuşamıyordum. Umut olmak için, yaraları sarmak için çıktığımız yolda paramparça olmuştuk.
 
“Katliamda ölmediğimiz için ortada yarım bir iş kalmıştır. Bunu gözaltı ve tutuklamalarla telafi etmeye çalıştıkları çok açık. Biz orada katliamı gördük-yaşadık. Bu yüzden ilk önce orda olanları susturmak istiyorlar.”
 
* Suruç Katliamı’ndan sonra, Roboskî’de, Madımak’ta, Maraş’ta ve daha sayamadığımız birçok katliamda olduğu gibi adalet talebiyle eylemler başladı ve hala devam ediyor. Ancak, failler değil, faillerin yargılanması için taleplerini sokaklarda dile getirenler, saldırıda yaralananlar gözaltına alındı, tutuklandı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Madımak Katliamı’ndan sonra Tansu Çiller, “Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir biçimde zarar gelmemiştir. Tahrike kapılacak bir durum yoktur” demişti. Bu gösteriyor ki bizler yani iktidar yanlısı olmayanlar gözden çıkarılan insanlarız. Katliamda ölmediğimiz için ortada yarım bir iş kalmıştır. Bunu gözaltı ve tutuklamalarla telafi etmeye çalıştıkları çok açık. Biz orada katliamı gördük-yaşadık. Önlemlerin yetersiz olduğunu, katliamdan sonra üzerimize gaz bombası atıldığını, açılan davaların göstermelik olduğunu biliyoruz. Bu yüzden ilk önce orada olanları susturmak istiyorlar. 
 
* İktidarın Kürtlere, kadınlara, sosyalistlere, muhaliflere karşı tutumunu Suruç Katliamı bağlamında nasıl ele almak gerekiyor?
 
Siyasi düşüncen, etnik kimliğin ne olursa olsun eğer iktidar sahipleri gibi düşünmüyorsan onların gözünde düşmansın. İktidar ortakları için bile aynı şey geçerli. AKP-MHP ortaklığının olmadığı dönemi düşünelim. Birbirleri hakkında her türlü suçlamayı yapıyorlardı. Ortak olunca işler değişti ya da tersinden bir dönem kol kola yürüdükleri kişiler AKP çizgisinden çıkmaya başlayınca hain damgası yediler. Bunlar aynı düşüncede olan insanlar. Kaldı ki iş sosyalistler, Kürtler ve devrimci muhalif öznelere gelince bu tutumun onlarca mislini sergiliyorlar. Suruç ve Ankara katliamlarından önce somut o kadar çok istihbarat raporu olmasına rağmen katliamların engellenmemesinin sebebi budur. Çünkü katledilecek olan muhaliflerdir.
 
* Kobanê’de özgürleşen kadınlar ve Suruç’ta sonsuzlaşan kadınların mücadelesine dair neler söylemek istersiniz?
 
Kendi sınırlarını aşarak Kobanê Devrim saflarında yerini almış ve bu uğurda şehit düşmüş tüm kadınları öncelikle saygıyla anıyorum. Kadın özgürlük mücadelesi içinde Rojava'da bulunan tüm kadınlar kendi devrimlerini gerçekleştirerek bizlere ışık tutmuştur. Bulunduğumuz her alanda bize gösterdikleri yolda yürümeye devam edeceğimizin sözünü bir kez daha yenilemiş olmak isterim.  Suruç'ta kaybettiğimiz yoldaşlarımızın bize bıraktığı direniş çizgisini, devraldığımız yerden devam ettiriyoruz. Ölümsüzlükleriyle dalgalanan kızıl bayraklarını onur olarak taşımak en asli görevimiz.
 
“Deniz Poyraz’ın katledilmesini, AKP'nin bu tür saldırıları ile yürüyeceğinin, önümüzdeki dönemde siyasi suikastları artırabileceğinin ilanı olarak okumak ve en önemlisi direnen herkesin antifaşist mücadeleyi büyütme hazırlığı içinde olunması gereken bir süreç olarak okumak gerekir.”
 
* Konuşmalarınızda Suruç Katliamı’nın ne ilk ne de son olmadığını belirttiniz. Çok kısa bir süre önce  HDP binasında Deniz Poyraz katledildi. Failin Suriye’den silahlı pozları basına yansıdı. Bu süreç nasıl okunmalı?
 
Suruç,  AKP'nin ülkeyi katliam, siyasi suikast, gözaltında kaybetme saldırıları ile yönetmeye başladığı bir sürecin başlangıcıdır. İşbirlikçisi IŞİD eliyle iktidarının tehlikeye girdiği her süreçte yeni bir katliamla korku ve sindirme politikasını devreye soktu. Bu ülkede direnen, birlikte eşit ve özgür bir yaşam kurmak isteyen herkese siyasi mesajını bu saldırılarla verdi. Deniz Poyraz’ın katledilmesi, üstelik AKP'nin Suriye’de beslediği çeteler eliyle yetiştirilmiş bir katil tarafından bu katliamın gerçekleştirilmesi hiç de tesadüf değil. HDP özelinde devrimci, sosyalist, yurtsever, demokrat kamuoyuna yönelik bir saldırı ve savaş ilanı olarak gerçekleşti bu katliam. Dolayısıyla AKP'nin bu tür saldırıları ile yürüyeceğinin, önümüzdeki dönemde siyasi suikastları artırabileceğinin ilanı olarak okumak ve en önemlisi direnen herkesin antifaşist mücadeleyi büyütme hazırlığı içinde olunması gereken bir süreç olarak okumak gerekir.